- Genel
- Köyümüz Hakkında
- Kardeş Siteler
- Vefat Edenler
- Bir Hayat Hikayesi
- Resim Galerisi
- Kim Nerede Yaşıyor
- Mutlu Günlerimiz
- Tüm Haberler
- İz Bırakanlar
- Cahit Can
- Ziyaretçi Defteri
- SPOR TURNUVA 2009
- İhsan Yalçın
- REKLAMLAR
- Sizden Gelenler
- Bizim Oralar
- Videolar
- TAVUSKER-MALAKES YAYLASI
- Tandir Ekmegi Yöremiz
- Dinimiz İslam
- Canlı Radyo Dinle
- Resim Galerisi Yeni
- Köyümüzün İleri Gelenleri
- BU GÖRÜNTÜLER KAÇMAZ
- Mikail Ceylan
- Güllerin Dünyası
- Yaz Gülü
- Kadir Haşimoğlu
- TEMEL ATA
CAHİT CAN
Köy Hayatındaki Hızlı Değişiklikler - Cahit CAN
Köy Hayatındaki Hızlı Değişiklikler - Cahit CAN
Zaman su gibi akıyor. Daha dün gibi gelen çocukluk yıllarımızla birlikte insanoğlunun yaşayışında da ani ve çok çeşitli değişiklikleri müşahede ediyorum. Şehir hayatındaki kadar olmasa da köy hayatında da bir insan ömrü kadar kısa bir sürede çok şeyin değiştiğini görüyorum.
Bizim kuşağın çocukluk yıllarında çayır, tarla ne varsa tırpanla biçilirdi. Hatta orak kullanıldığını bile hatırlıyorum. Biçin zamanı şöyle bir arazide dolaşacak olsan her taraftan, tırpancıların tırpan döverken çekicin örsün üzerindeki tırpana değdiğinde çıkardığı ritmik çekiç seslerini duyardın. Bu sesler hoş seslerdi. Boşlukta yankılanır, biri diğerine eşlik eder ve sonra boşlukta kaybolur giderdi. Arkasından tırpanın ota değdiğinde çıkardığı ıslık sesine benzer sesler duyulurdu. Bu seslere çekirge ve ağustos böceği sesleri karışırdı. Eğer vakit gün ortası ise börtü böcek sesleri daha bir artardı. Hatta biçin zamanı temmuz sıcağının bile sesi duyulurdu. Hele ot, sap taşıma dönemindeki öküz arabası/kağnı gıcırtıları bambaşka idi. Bazen uzun hava formunda, bazen daha hareketli; ama kulağa hep hoş gelirdi. Birkaç kağnı sesi birbirine karıştığında da sanki bir orkestra dinliyormuşum gibi olurdum.
Çayırlar, tarlalar tırpanla biçilir; dirgenle, tırmıkla toplanırdı. Eğer toplanacak olan otsa ya horom yapılıp yığılır ya da öylece yığın yapılırdı. Yağmurun zarar vermemesi için de yığınların koni şeklinde yapılmasına itina gösterilirdi. Yığının yığma işi bittikten sonra, yığından dökülen, sarkan otlar tırmıkla, genç kız saçı tarar gibi taranır, yığının yere temas eden kenarları önce tırmıkla sonra da dirgenle içe doğru bastırılırdı. Hatta işinin ehli olanlar, yığının tepesine taş atmak yerine, yığındaki otları yağmurdan iyice koruyabilmek için bir de kem (ot ip) büker ve yığının tepesinden aşağı doğru sarkıttıkları kemlerin ucuna özene bezene taş bağlarlardı.
Eğer toplanacak olan ekinse durum değişirdi. Biçilen güzlükse, her tırpancının arkasına bir desteci takılır, zoğdan aldığı sapları düzgün bir şekilde deste yapar; destecinin arkasından gelen de beş-on sapı ip şekline getirir ve destenin ortasından sıkıca bağlardı. Biçme ve deste yapma işi bitince de desteler yığın yerlerine toplanır, başakları/kelleleri içe gelecek şekilde üst üste konularak silindir, kare ya da dikdörtgen yığınlar yapılırdı.
Buğday, arpa sapları bazen de horom yapılırdı. Horom yapmanın çok meşakkatli olduğunu hatırlıyorum. Bir kişi dirgenle bir miktar sapı diderek/karıştırarak bir araya toplar. Toplanan bu saplara tapıl denirdi. Horomcu, bir elini tapılın altına sokar, diğer elini de tapılın üstüne koyar. İki eliyle sıkıştırdığı tapılı önce boyunca yukarı doğru kaldırır sonra da rulo şeklinde sıkıca kıvırmaya başlayarak yere kadar iner. Bir dizini sap rulosunun ortasına koyarak rulonun bir tarafındaki sapları toplar büker ve dizinin altına sıkıştırır, sonra da aynı işlemi diğer tarafta yapar. Artık horom bitmiştir. Horomcu bu sefer dizini yere koyar ve koltuğunun altına sıkıştırdığı horomu kaptığı gibi yığın yerine gider. Horom yığını da oldukça estetik görünümlü olurdu. Yan yana iki, üst üste dört sıra olur; üsteki iki horom da tek horomla birbirine bağlanırdı.
Ekinler nadiren de olsa her hangi bir işleme tabi tutulmadan yani naşal olarak da yığılırdı.
Ve bütün bu işler insan gücü ile yapılırdı. Bu işlerin gerçekleştirilmesinde her yaştaki aile ferdine iş düşerdi. Biçme ve horom işi erkeklere aitti. Kadınlar deste-bağ yaparlar. Büyük çocuklar kadınların yardımcısıdır. İş yapabilecek küçük çocuklar ise yığın çiğner, su taşır ve morbetlik ederlerdi. Tırmık çekme, dirgenle toplama işini her yaştakiler yapardı.
Şimdilerde artık bu anlattıklarımın çoğunu bizim köyümüzde bile görmek çok mümkün değil. Çünkü hayat makineleşti. Hayatımıza makine girdi. Artık arazide çekiç sesi, tırpan sesi duyulmuyor. Motor sesinden çekirgelerin sesi bile işitilmiyor. Arazide duyulan sesler, kulağa hiç de hoş gelmeyen mekanik sesler. Artık arazide müzikalite kalmadı. Kulaklarımız alıştığımız o seslere hasret.
Toprak artık traktörle ekiliyor, ekinler ve otlar traktörün arkasına takılan bıçakla biçiliyor, traktör tırmığı ile toplanıyor ve yine traktör römorkları ile taşınıyor. Makineleşmek daha az insan gücü demek. Gerçi köylerimizde tarımın makinelerle yapılması, insanımızın işini kolaylaştırdı; fakat diğer taraftan da tarifi mümkün olmayan bir takım güzelliklerin köy hayatına elveda demesine sebep oldu.
İstesek de istemesek de zaman değiştiği müddetçe-ki kaçınılmaz-hayatımızda da değişikliklerin olması mukadderdir. Bize de bu durumda tatlı hatıralar ile avunmak kalıyor. Bu gün köyümüzde ot, sap taşımak için kullanılan kızaklar yok. Hatta seneye kağnı görmek bile belki de mümkün olmayacak. Otu ve ekini orakla biçeni de çırayla arasanız bulamazsınız. Tarlasını karasaban ile süren çiftçi de göremezsiniz. Ne de sapların dövenle/gem tahtası ile dövülmesi olayına şahitlik edecek elimizde bir fotoğrafımız var. İstedim ki bari şu tırpan ve tırpancılar da tarih olmadan onları kayıt altına alalım. Son nesil diyebileceğimiz tırpancıların birkaç tanesine ait bir videoyu sizlerle paylaşmayı uygun buldum. Eminim ki benden büyük olanlar ve yaşıtlarım seyredince gönül telleri titreyecek, içlerinde bir şeylerin kıpırdadığını hissedecek ve bir iç geçireceklerdir. Tırpanı tanımamış olan gençlerimiz ve çocuklarımız da “Demek tırpan denilen alet buymuş ve onunla böyle ot, ekin biçiliyormuş.” diyeceklerdir.

Atatürk’ün, “Millet Mektepleri Başöğretmenliği”ni kabul ediş tarihi olan 24 Kasım, 1980 yılından beri ülkemizde “öğretmenler Günü” olarak kutlanmaktadır.
öğretmen; öğreten, insanları öğrettiği ile eğiten sanatkâr demektir. Ya da öğretmene insanlığın mimarı da diyebiliriz. Bugün, insanlığın eriştiği medeni seviye, insanların başını döndürüyorsa, bu hızlı gelişme bizi hayrete düşürüyorsa; gönül rahatlığı ile bu medeni inkişafın mimarı öğretmenlerdir, diyebiliriz.
Atatürk'ü Anarken
Bugün eşsiz kumandan, Türkiye Cumhuriyeti’nin mimarı, büyük Türk Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 70. yıldönümü.
Sancılı Günler
ülkemiz, bugünlerde meçhul bir akıbetin sancıları ile kıvranıyor adeta.
Güneydoğu’da jandarma karakollarına roketatarlarla saldırı ya geçiliyor… özel Harekât birliği uzun namlulu silahlarla kurşunlanıyor… Yollara mayın tuzakları döşeniyor… Bazı yerleşim merkezlerinde sudan bahanelerle halk devlete karşı ayaklandırılıyor... Emniyet güçleri taşa tutuluyor… Kadınlar ve çocuklar gösterilerde kalkan olarak kullanılıyor... ülkenin çeşitli yerlerinde gece yarılarında onlarca araba kundaklanıyor...
Toprağa Kan, Yüreklere Od Düştü
Tarih; 03.10.2008, saat 13.00’te Hakkari-Şemdinli Aktütün Jandarma Karakolu’nda kızılca kıyamet koptu.
Her taraf kan… kan… Her taraf şehit yası
Ya bir ana ya bir dul ya da yetim ağlaması
İşte bu Türkiye’nin bugünkü manzarası
Ya bu kanı durdurun, ya millet durduracak.
Devletin kaderini elinde tutan beyler!
Şehitlerin ardından bol nutuk atan beyler!
Artık lafı bırakın yanıyor vatan, beyler!
Ya bu kanı durdurun, ya millet durduracak.
Boş lafa doyduk beyler! Soyunuz söndü mü hiç?
Hiç evlat verdiniz mi? Bağrınız yandı mı hiç?
Askerdeki oğlunuz tabutta döndü mü hiç?
Ya bu kanı durdurun, ya millet durduracak.
Buna terör demeyin, diyene şaşıyoruz
Terör derken taa baştan hataya düşüyoruz
Ne terörü efendim, bir savaş yaşıyoruz
Ya bu kanı durdurun, ya millet durduracak.
Bu savaşı görmeyen gözleri suçluyoruz,
Eşkıya, terör gibi sözleri suçluyoruz,
Devleti değil, amma sizleri suçluyoruz
Ya bu kanı durdurun, ya millet durduracak.
Asker, polis, özel tim görevini biliyor.
Görevini bilmeyen geriye kim kalıyor?
Siyasiler aksaklık bütün sizden geliyor.
Ya bu kanı durdurun, ya millet durduracak.
özel timden bahsettik gitmeyelim uzağa
Mesela özel Timi kimler aldı kızağa*
Kim düşürdü devleti böyle adi tuzağa?
Ya bu kanı durdurun, ya millet durduracak.
Bu iş için yetişmiş özel Timim duruyor
Durduranlar maaşla korucuyu arıyor
Devlet silah veriyor PKK’ya yarıyor
Ya bu kanı durdurun, ya millet durduracak.
Yahu! bu koruculuk sistemini kim kurdu?
Bu işi ülkücüler bedava yapıyordu
Biz yaparken 12 Eylülcüler kudurdu
Millet bunun hesabını soracak sorduracak?
Ya bu kanı durdurun, ya millet durduracak.
Saysam şimdi bitmez ki yaptığınız gafları
PKK’ ya çok özel çıkartılan afları
Kiminizin ağzında federasyon lafları
Ya bu kanı durdurun, ya millet durduracak.
İşte böyle hepiniz ayrı telden çalarsa
Polisin tuttuğunu mahkemeler salarsa
Mahkûm ceza evini tünel açıp delerse,
Ya bu kanı durdurun, ya millet durduracak.
Demokratik çözümmüş, CMUK’mus, falan, filan…
Demokratik yollarla savaş mı olur ulan?..
Artik lafı bırakın plan yapılmış, plan.
Ya bu kani durdurun, ya millet durduracak.
İki yol var efendim. İki yol tartılmalı.
Ya verip kurtulmalı, ya vurup kurtulmalı.
Hiç vatan verilir mi? Bu vatan Türk’ün malı.
Ya bu kani durdurun, ya millet durduracak.
Tespit sağlam yapılır, yapılan da gizlenir
çok sürmez bu çakallar bir ayda temizlenir
Ya bu kanı durdurun, ya millet durduracak.
Ne yapıyor bu itler? Sınırı geçiyorlar,
Askerin yeri belli; vuruyor, kaçıyorlar,
Girdikleri bir in var; göğe mi uçuyorlar?
Ya bu kanı durdurun, ya millet durduracak.
Kapatın o bölgeyi Allah kulu girmesin.
Ne yerli ne yabancı basın yayın görmesin.
Dizi gibi her akşam televizyon vermesin.
Ya bu kani durdurun, ya millet durduracak.
Aynı dilden konuşun PKK kalleşine,
Dağların zirvesinde tankın, topun işi ne?
özel Tim ve komando takılsın bak peşine,
Ya bu kanı durdurun, ya millet durduracak.
Ama bati bozarmış ağzınızın tadını,
Bozmuş zaten bırakın şu batının adını,
Yahu vatan gidiyor batının avradını,
Ya bu kanı durdurun, ya millet durduracak.
Amerika, Avrupa körüklüyor bak işte,
İran, Irak, Suriye hepsi aynı bok işte,
Müslüman Türk’ün dostu yok gardaşım, yok işte!
Ya bu kanı durdurun, ya millet durduracak.
Haydi, bunlar dışardan, bir de bunun içi var.
Sayın bakın, mecliste PKK’nın kaçı var.
Biri kancık, bildiğim en az yirmi piçi var.
Ya bu kanı durdurun, ya millet durduracak.
Hele bir vekil var ki; devlet maaş veriyor,
Gardaşı da dağlarda Türk askeri vuruyor.
Vekilimiz olan da zevkten bıyık buruyor.
Ya bu kanı durdurun, ya millet durduracak.
Meclis Türk’ün girmişler, Türk’ü de kovuyorlar,
Ne biz Türk’üz diyorlar, ne Türk’ü seviyorlar,
Milletin meclisinden, millete sövüyorlar,
Ya bu kanı durdurun, ya millet durduracak
Dikkat edin milletin ayranı kabarmasın,
Temennimiz netice şu noktaya varmasın;
Kehanete lüzum yok eğer bu kan durmasın,
Kürdü. Lazi, çerkezi, bir ağacın dalları,
Kürt, ARIF’in gardaşı, bu gardaşlık duracak.
Şehitler ölmez
Aktütün Jandarma Karakolu şehit ve gazilerinin aziz hatırasına...
Atlı Köyü'nün münhasır olan üç değerimiz vardır. Bir diğer deyişle köyümüzün ismi ile anılan üç değerimiz vardır: Rahvan at, panta ve Kârmut. Bu değerlerden rahvan at merakı yıllar önce sona erdi. Mevcut panta ağaçlarının yaşlanıp kuruması, yenilerinin de yetiştirilmemesi yüzünden bu türün de nesli tükenmek üzere. Köyümüzün ismi ile anılan son değerimiz Kârmut da bakımsızlık ve ihmal yüzünden korkarım ki kısa bir süre sonra tarih olacaktır.
Bugün köyler, beldeler, şehirler turizm pastasından nasiplenebilmek için hayali projeler üretirken ya da pek de önem arz etmeyen mevcut kaynaklarını allayıp pullayıp kullanıma sunarak köylerinin, beldelerinin, şehirlerinin tanıtımını yapmaya çalışırken, biz kimseye nasip olmayan kaynaklarımızı değerlendiremiyoruz. Değerlendiremediğimiz hatta değerlendirmediğimiz bir yan, onları yaşatmayı bile beceremiyoruz. Kârmut, başka bir yörede olsaydı, bu mübarek su işletilerek, güzel bir ortamda halkın hizmetine sunularak belki de yüzlerce kişinin ekmek kapısı olurdu.
Şu anda Kârmut’un durumu içler acısı… Bundan yaklaşık 25–30 sene önce yapılan betonarme binası heyelan sebebi ile çökmek üzere.
Kolonlar kırılmış ve bina etrafındaki ağaçların çoğu kurumuş.
Yedek su deposu tamamen tahrip olmuş. Ana su deposuna yağmur suları toprak doldurduğu için depoda bekleyen suyun lezzeti değişmiş ve su eski lezzetini kaybetmiş.
Ana depoya suyu nakleden boru tahrip olduğu için su



del.icio.us
Digg
Yorumlar (0 Gönderilenler):
Yorum Gönder